Çocuğun Duygularını Tanıması Neden Önemlidir?

 


Çocuğun Duygularını Tanıması Neden Önemlidir?

Çocuğun Duygularını Tanıması Neden Önemlidir?,çocuklarda duygusal gelişim , duyguları tanıma , çocuk psikolojisi , duygusal farkındalık  ,ebeveyn rehberliği


 Bir çocuk ağladığında, bağırdığında ya da içine kapandığında çoğu zaman şu soruyu sorarız:
“Neden böyle davranıyor?”

 Oysa asıl soru çoğu zaman şudur:
“Şu an ne hissediyor ve bunu nasıl ifade ediyor?”

 Çocukların duygularını tanıması; iyi huylu, sakin ya da uyumlu olmaları için değil, kendilerini tanıyabilmeleri ve dünyayla daha sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri için önemlidir.
 Duygularını anlayabilen bir çocuk, her zaman mutlu olan değil; zorlandığında ne yaşadığını fark edebilen ve buna bir anlam verebilen çocuktur.


Duygular Davranıştan Önce Gelir

 Öfke, üzüntü, korku ya da hayal kırıklığı…
 Bir çocuğun davranışı çoğu zaman gördüğümüz ilk şeydir ama davranış, altta yatan duygunun son halkasıdır.

 Bir çocuk bağırdığında, vurduğunda ya da ağladığında aslında şunu demeye çalışıyor olabilir:
“Bu benim için fazla zor.”

 Bilimsel çalışmalar, özellikle öfkenin sadece “istenmeyen bir davranış” değil; engellenmiş bir ihtiyaç ya da karşılanmamış bir beklentinin işareti olduğunu gösteriyor.
 Çocuk için öfke; çoğu zaman kelime bulamadığı bir duygunun bedensel çıkışıdır.

Çocuk bu duyguyu tanıyamazsa:

  • Öfke kontrolsüz davranışlara dönüşebilir
  • Duygu bastırılır ya da bedensel tepkilerle ortaya çıkar
  • Çocuk ne yaşadığını anlamlandıramadığı için zamanla kendini “sorunlu” hissedebilir

👉 Çocuklarda Öfke Neden Ortaya Çıkar ve Nasıl Yönetilir?


Duygular Öğrenilen Bir Beceridir

 Duygularla başa çıkmak doğuştan gelen sabit bir yetenek değildir.
 Araştırmalar, çocukların duygu düzenleme becerilerinin zamanla, ilişkiler içinde ve tekrar eden deneyimlerle geliştiğini söylüyor.

 Bir çocuk;

  • Duygusunun adını duydukça
  • Yaşadığı hissin anlaşılır ve kabul edilebilir olduğunu gördükçe
  • Zorlandığında yalnız kalmadığını hissettikçe

duygularını tanımayı öğrenir.

 Bu yüzden “Ona defalarca anlattım ama hâlâ öfkeleniyor” düşüncesi çoğu zaman ebeveyni gereksiz yere yorar.
 Çünkü çocuklar için öğrenme; söyleneni hatırlamaktan çok, yaşanan ilişkiyi içselleştirmekle ilgilidir.


Öfke Tek Başına Değildir: Duygular Birbirine Bağlıdır

 Birçok yabancı kaynak ve klinik gözlem aynı noktada buluşur:
 Öfke, çoğu zaman tek başına gelmez.

Örneğin:

  • Oyunu yarım kalan bir çocuk sadece kızgın değil, aynı zamanda hayal kırıklığına uğramıştır.
  • Arkadaş ilişkilerinde zorlanan bir çocuk öfkeli görünse de altta incinmiş olabilir.

 Çocuk duygularını tanımadığında, bu karmaşık iç dünyayı tek bir davranışla anlatmaya çalışır.
 Bu yüzden “Neden bu kadar abartıyor?” sorusu yerine,
“Bu davranış hangi duygunun sesi?” sorusu çocuğa çok daha fazla alan açar.


Ebeveyn Tepkisi, Duygudan Daha Öğreticidir

 Araştırmalar, çocuğun yaşadığı duygudan çok ebeveynin o duyguya verdiği tepkinin uzun vadede belirleyici olduğunu gösteriyor.

 Çocuk şunu deneyimlediğinde:

  • “Bu duygum kabul ediliyor”
  • “Zorlandığımda da yanımdalar”

duygular zamanla daha az korkutucu hâle gelir.

 Tam tersine, duygu sürekli bastırıldığında ya da küçümsendiğinde çocuk şu mesajı alır:
“Hissettiklerim yanlış ya da fazla.”

 Bu mesaj zamanla:

  • Duyguları tanıyamama
  • Kendini ifade etmekte zorlanma
  • İçsel gerginlik ve özgüven sorunları

olarak karşımıza çıkabilir.

👉 Çocuklarda Özgüven Nasıl Gelişir?


Duyguların İsimlendirilmesi Neden Bu Kadar Etkilidir?

 Birçok ebeveyn rehberi ve klinik çalışma şunu vurgular:
 Duyguyu isimlendirmek, onu küçültmez; anlaşılır kılar.

“Sinirlisin” demek yerine:

  • “Galiba hayal kırıklığına uğradın”
  • “Bunun seni korkutmuş olabileceğini düşünüyorum”

gibi cümleler, çocuğun iç dünyasına bir dil kazandırır.

 Duygusuna kelime bulan çocuk:

  • Daha az bağırır
  • Daha az savunmaya geçer
  • Anlaşıldığını hissettiği için sakinleşmeye daha yakındır

 Bu yaklaşım duyguyu hemen çözmez; ama çocuğa yalnız olmadığı hissini verir.


Dijital Dünyanın Sessiz Etkisi

 Son yıllardaki çalışmalar, uzun ekran sürelerinin çocuklarda duygu düzenleme becerilerini zorlayabildiğini gösteriyor.
 Ekran, çocuğu kısa süreli rahatlatabilir; ancak sıkılma, bekleme ve hayal kırıklığı gibi duygularla baş etme pratiğini azaltabilir.

 Bu yüzden mesele yalnızca “ekran süresi” değil; çocuğun gerçek ilişkiler içinde duygularını deneyimleme fırsatı bulup bulamadığıdır.


Bazı Çocuklar İçin Duygular Daha Yoğun Yaşanabilir

 Her çocuk duyguları aynı yoğunlukta yaşamaz.
 Bazı çocuklar için duygular daha hızlı yükselir ve daha geç sakinleşir. Bu durum çoğu zaman yanlış ebeveynlikten değil; çocuğun sinir sisteminin hassasiyetinden kaynaklanır.

 Bu çocuklarda:

  • Daha fazla yapı
  • Daha fazla öngörülebilirlik
  • Daha az kıyas

duyguların tanınmasını ve düzenlenmesini kolaylaştırır. Gerekli durumlarda destek almak da ebeveynlik başarısızlığı değil, sorumluluk göstergesidir.


Sonuç: Duygularını Tanıyan Çocuk, Kendini Tanır

 Çocuğun duygularını tanıması; onu her zaman sakin, uyumlu ya da mutlu yapmaz.
Ama şunu sağlar:

  • Zorlandığında neye ihtiyaç duyduğunu fark eder
  • Kendini suçlamak yerine kendini anlamaya başlar
  • İlişkilerinde daha güvenli bağlar kurar

 Duygularını tanımayı öğrenen çocuk, hayata daha güçlü değil belki ama daha sağlam tutunur.



Yorum Gönder

1 Yorumlar

  1. Çocukların duygusunu anlayabilsek birçok sorun çözülür ama o sinirle çocukların duygusunu anlamaya çalışamıyoruz maalesef

    YanıtlaSil

Bu web sitesi, kullanıcı deneyimini geliştirmek amacıyla çerezler kullanır. Siteyi kullanmaya devam ederek KVKK ve GDPR kapsamında çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz. Detaylı bilgi